GÜYA RESSAM
Tuval
boştur önceleri ,onu ellerinle ,yerden hafifçe alırsın.O senin,ilk tuvalindir, ne
bi yere çarpmak istersin ,ne de en ufak sarsılsın ,dokunamazsın bile.
Sonra
Baş köşene koyar, sabahlara kadar izlersin ,acaba hangi renkleri kullansam ,mor
mu olsa, yoksa mavi ;yok yok ikisi de değil en iyisi kırmızı olur.Evet sonunda
olmuştur ,resim çizilmeye ve boyanmaya çoktan başlanmıştır.Ve haftalar sonra o mükemmeliyet
,resmin gözlerinde görünür.'Güya ressam',
derki; içindeki o mükemmel haz ,sevinç,dolup taşmıştır.'İşte bu' der,'işte bu.Yapıp,
yapabileceğimin en iyisi bu' der.Geçer karşısına izler doymak bilmeden.Resmin
karşısında ,şarkılar söyler ,şarkılar dinler,anlatır resme hayatını ,resmi de
dinler –tabi resmin anlattığı kadar- maviliklerine doyamayacakmışçasına ,bakar
resmin gözlerine.Günün birinde geçer resmin karşısına kafasında sorular kurar,ta
ki o ana kadar hazzı,sevinci anlatan resim ,sanki yangına dönüşmüş gibi, acının
en alasını bütün noktalarından savurur.
Artık kandır ,tuvalden akan,candır.Tuval
durduk yere paramparça olmuştur.Acaba tuval,bu kadar ,güzelliği kaldıramamış
mıdır ki?tahtalar bir kenara ,parşömen parçaları bi tarafa ,binbir parça halde
saçılmıştır Ressamı -daha doğrusu güya ressamı- da resme tövbe ettiren olay
budur.ne yaptıysa fayda etmez ,dağılan parşömenleri toplamaya,ne ilaçlar,ne de
tuzlu sular.