13 Nisan 2012 Cuma


                             GÜYA RESSAM 

Tuval boştur önceleri ,onu ellerinle ,yerden hafifçe alırsın.O senin,ilk tuvalindir, ne bi yere çarpmak istersin ,ne de en ufak sarsılsın ,dokunamazsın bile.
         Sonra Baş köşene koyar, sabahlara kadar izlersin ,acaba hangi renkleri kullansam ,mor mu olsa, yoksa mavi ;yok yok ikisi de değil en iyisi kırmızı olur.Evet sonunda olmuştur ,resim çizilmeye ve boyanmaya çoktan başlanmıştır.Ve haftalar sonra o mükemmeliyet  ,resmin gözlerinde görünür.'Güya ressam', derki; içindeki o mükemmel haz ,sevinç,dolup taşmıştır.'İşte bu' der,'işte bu.Yapıp, yapabileceğimin en iyisi bu' der.Geçer karşısına izler doymak bilmeden.Resmin karşısında ,şarkılar söyler ,şarkılar dinler,anlatır resme hayatını ,resmi de dinler –tabi resmin anlattığı kadar- maviliklerine doyamayacakmışçasına ,bakar resmin gözlerine.Günün birinde geçer resmin karşısına kafasında sorular kurar,ta ki o ana kadar hazzı,sevinci anlatan resim ,sanki yangına dönüşmüş gibi, acının en alasını bütün noktalarından savurur.
           Artık kandır ,tuvalden akan,candır.Tuval durduk yere paramparça olmuştur.Acaba tuval,bu kadar ,güzelliği kaldıramamış mıdır ki?tahtalar bir kenara ,parşömen parçaları bi tarafa ,binbir parça halde saçılmıştır Ressamı -daha doğrusu güya ressamı- da resme tövbe ettiren olay budur.ne yaptıysa fayda etmez ,dağılan parşömenleri toplamaya,ne ilaçlar,ne de tuzlu sular.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder